GÜNLÜK

3 Kasım 2013 Pazar |



GÜNLÜK:
1.     Yazarın kayda değer bulduğu olayları, gözlem, izlenim, duygu, düşünce ve hayallerini anlattığı yazılardır.
2.     Günü gününe tarih atılarak yazılır.
3.     Öğretici metinlerdir.
4.     İnandırıcı yazılardır.
5.     Açıklama, öyküleme, betimleme teknikleri kullanılır.
6.     Yazar, bizzat kendisi yazar.
7.     Birinci kişi ağzından yazılır.
8.     Konuşma diline yakın bir dil kullanılır.
9.     Yazar kendisiyle bazen de günlükle konuşur gibi yazar.
10.           Yazar günlükleri kendisi için yazar.
11.           İçten bir anlatımı vardır.
12.           Gözlem ve dikkatin önemli yeri vardır.
13.           Yazarın hayatından izler taşır.
14.           Günlükler yazarın iç dünyasını, kişiliğini, görüşlerini, ruhsal durumunu yansıtır.
15.           Günlüklerden yazar hakkında ayrıntılı bilgiler edinilir.
16.           Günlükler, yazıldığı dönemin olaylarına ilişkin bilgiler içerir.
17.           Gerçekler değiştirilmeden anlatılır.
18.           Roman, gezi yazısı, hatıra gibi türlerde de kullanılır.
19.           Günlükler tarih, biyografi, anılar için kaynak niteliğini taşır.
20.           Günlük ikiye ayrılır: İçe dönük günlük ve dışa dönük günlük.
21.           İÇE DÖNÜK GÜNLÜKLER:
a.     Yazarın bir bakıma kendi kendisiyle konuşması gibidir.
b.    Yazar, bulunduğu çevreden ve kaderinden yakınır.
c.      Yazarın yaşadığı duygusal coşkunluk bu tür günlüklerde gözlenebilir.
d.    Stendhal’in günlüğü, Puşkin’in Gizli Günce adlı eseri, Andre Gide ve Nurullah Ataç’ın günlükleri bu tür günlüklerdendir.
22.           DIŞA DÖNÜK GÜNLÜKLER:
a.     Yazar, dönemin olaylarını, siyaset, sanat ve edebiyat adamlarını anlatır.
b.    Alaycı bir üslupla yazılır.
c.      Öyküleyici anlatım kullanılır.
d.    Yazar kendi zamanındaki tutum ve davranışlar, akımlar hakkında bilgi verir.
e.      Bu günlükler de tarihi belge niteliği taşır.
f.      Tomris Uyar’ın günlükleri bu gruba girer.
23.           ESER OLUŞUM GÜNLÜKLERİ: Yukarıdaki iki günlük çeşidinden başka bir de bir eserin oluşumu ve gelişimi ile ilgili günlükler vardır. Yazar eserinin gelişme evrelerini günü gününe anlatır. Andre Gide’in Kalpazanlar ve Thomas Mann’ın Doktor Faustas adlı eserleri bu gruba örnek olabilir.
24.           Türk edebiyatındaki ilk günlük, Ali Bey’in 1898’de yazdığı Seyahat Jurnali’dir.
25.           Nurullah Ataç: Günce, Uçuş Günlüğü, Gazi Günlüğü,
26.           Falih Rıfkı Atay: Yolculuk Defteri
27.           Salah Birsel: Günlük, Aynalar Günlüğü, Yaşlılık Günlüğü, Kuşları Örtünmek, Nezleli Karga
28.           Ömer Seyfettin: Ruznameler
29.           Oktay Akbal: Yeryüzü Korkusu, Geçmişin Kuşları, Anılarda Görmek
30.           Tomris Uyar: Günlerin Tortusu
31.           Oğuz Atay: Günlük
32.           İlhan Berk: El Yazılarına Vuruyor Güneş
33.           İpek Ongun: Bir Genç Kızın Gözyaşları
34.           Hilmi Yavuz: Geçmiş Yaz Defterleri
35.           Oktay Akbal: Günlerde
36.           Stendhal: Günlük
37.           Puşkin: Gizli Günce
38.           Tolstoy: Günlükler
39.           Dostoyevski: Bir Yazarın Günlüğü

ALİTERASYON, ASONANS, İÇ KAFİYE, KELİME TEKRARI

22 Ekim 2013 Salı |



D) ALİTERASYON: Mısralarda aynı ünsüz harflerin tekrarlanmasından oluşan ahenktir.
“Çözülen bir demetten indiler birer birer.” “b, r” sesleri aliterasyon oluşturur.
“Dest bus-i arzusuyla ölürsem dostlar
Kûze eyle toprağım, sunun anınla yâre su” “s” sesiyle aliterasyon yapılmıştır.
Karşı yatan kara dağlar ister isen senin olsun, “r” sesiyle aliterasyon yapılmıştır.

“Eylülde melül oldu gönül soldu da lale
Bir kâküle meyletti gönül geldi bu hale.” “l” sesiyle aliterasyon yapılmıştır.

E) ASONANS: Mısralarda aynı ünlü harflerin tekrarlanmasından oluşan ahenktir.
“Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği.” “ü” sesi asonans oluşturur. Sezai Karakoç

F) İÇ KAFİYE: Mısraların ortasında bulunan ve mısra sonlarındaki uyakla uyumlu olan ses benzerliğidir. Bu şekilde iç kafiyelerin bulunduğu şiirlere musammat denir. Musammat gazel vb.
“Kamu bimarına canan devayı derdi der ihsan
Niçün kılmaz bana derman beni bimar sanmaz  mı.” Fuzuli
“canan, derman” iç kafiye oluşturur.

G) KELİME TEKRARI: Şiirde ahengi sağlayan unsurlardan biri de mısralarda aynı kelimelerin tekrar edilmesidir.

“Kar yağıyor, yine kar yine mahşer gibi kar.
Beyaz bir sükût işte, kar yağıyor kar, kar, kar
Sanırım ki uçuyor gözümde hatıralar
Beyaz bir sükût işte, kar yağıyor kar, kar, kar

Akşam, yine akşam, yine akşam
Göllerde bu dem bir kamış olsam

KAFİYE ŞEMASI (UYAK ÖRGÜSÜ)

|



KAFİYE ŞEMASI (DÜZENİ, ÖRGÜSÜ):

1.Mısraların son seslerine bakılarak bir mısranın hangi mısra ile kafiyeli olduğunun gösterilmesine kafiye örgüsü denir.
2.Kafiye düzeninde her mısra bir çizgiyle, kafiyeler de harflerle gösterilir.
3.Birbiriyle kafiyeli olan dizeler ise anı harfle gösterilir.
4.Çeşitleri şunlardır: Düz kafiye, çapraz kafiye, sarma kafiye, mani tipi kafiye, örüşük kafiye

1)DÜZ KAFİYE: Dizelerin kendi arasında uyaklanmasıyla oluşan kafiye örgüsüdür. Dörtlüklerde aaaa, aaab, aabb; beyitlere ise aa, bb, cc şeklinde gösterilir.
------- a ------ a ……….a
------- a ------a ……….a
-------a ------a ……….b
-------a ------b ……….b

2) ÇAPRAZ KAFİYE: Dörtlükte birinci ile üçüncü, ikinci ile dördüncü mısranın kafiyeli olmasıdır. abab şeklinde gösterilir.

3) SARMA KAFİYE: Her dörtlüğün birinci ve dördüncü, ikinci ve üçüncü dizeleri kendi arasında kafiyelidir. Kafiye düzeni abba, cddc şeklindedir.

4) MANİ TİPİ KAFİYE: 1, 2 ve 4. Mısraların kafiyeli 3. Mısranın serbest olmasıdır. Kafiye düzeni aaxa şeklindedir.

5) ÖRÜŞÜK KAFİYE: Üçer mısralık bentlerle yazılan şiirlerde görülür. Terza Rima bu şekilde kafiyelenir. aba, bcb, cdc, ded, efe şeklinde kafiyelenir.

KAFİYE (UYAK)

|



KAFİYE ÇEŞİTLERİ:

1.      Mısra sonlarındaki ses benzerliklerine kafiye ya da uyak denir.
2.      Ses benzerliğinin en az iki mısrada olması gerekir.
  1. Kafiye kelimenin kökünden başlanarak bulunur.
  2. Kafiye, ahengi sağlayan unsurlardandır.
  3. Kafiye yerine uyak sözcüğü de kullanılır.
  4. Şiirin akılda kalmasını sağlar.
  5. Anlamca ilgisiz görünen mısraları kaynaştırır.
  6. Şiirde ahengi, söyleyiş güzelliği sağlar.
  7. Yeni fikirlerin bulunmasına katkıda bulunur.
  8. Mısraların ahenkli bir şekilde kesilmesini sağlar.
11.  Kafiyenin yarım, tam, zengin, cinaslı, tunç olmak üzere beş çeşidi vardır.
12.  Divan edebiyatında genellikle tam ve zengin kafiye vardır.
13.  Halk edebiyatında genellikle yarım kafiye vardır.
14.  Divan edebiyatında, eski edebiyatta kafiye göz içindir.
15.  Recaizade Mahmut Ekrem’den itibaren “Kafiye kulak içindir.”anlayışı esas alınmıştır.
16.  Recaizade ve Muallim Naci arasında kafiyenin göz için mi kulak için mi olduğu konusunda tartışma yaşanmıştır.
17.  Recaizade Mahmut Ekrem kafiyenin kulak için olduğunu savunurken Muallim Naci kafiyenin göz için olduğunu savunmuştur.
18.  Garipçiler sanatlı söyleyişe karşı çıktıkları gibi kafiye redif vb. ahenk unsurlarına karşı çıkmışlardır.
19.  Musammat: Mısraların ortasında da kafiye bulunan şiirlere musammat denir.
20.  Musammat örneği: Kamu bimarına canan / deva-yı dert eder ihsan  ---- Niçin kılmaz bana derman / Beni bimar sanmaz mı?
21.  İç kafiye: Musammata verilen isimdir. Mısraların ortasında bulunan kafiyedir.
22.  Kafiyenin yarım, tam, zengin, tunç ve cinaslı kafiye olmak üzere beş çeşidi vardır.
23.  Yarım Kafiye: Mısra sonlarındaki tek ünsüz benzerliğidir.
24.  Tam Kafiye: Mısra sonlarındaki iki ses benzerliğine tam kafiye denir.
25.  Tam kafiye genellikle bir ünlü ve bir ünsüz benzerliğinden oluşur.
26.  “a, u” seslerinin üzerinde uzatma işareti bir ses sayılır. Bu durumda üzerinde uzatma işareti bulunan a, u seslerinin bulunduğu benzerliklerde tek ses benzerliği tam kafiye, iki ses benzerliği zengin kafiye oluşturur.
27.  Zengin Kafiye: Mısra sonlarında ikiden fazla ses benzerliğine zengin kafiye denir.
28.  Tunç Kafiye: Bir mısranın sonundaki kelimenin diğer mısranın sonundaki kelimede aynen yer almasıdır. Emel-temel, işte-enişte, tanı-atanı-vatanı, inek-sinek
29.  Tunç kafiyede benzerliği oluşturan kelimelerin alt veya üst mısrada olması bir değişikliğe sebep olmaz.
30.  Cinaslı Kafiye: Mısra sonlarında yazılışı veya okunuşu aynı olan; ancak anlamı farklı olan kelimelerin kullanılmasıdır.
31.  Manilerde cinaslı kafiyenin çok örneği vardır. Bunlara ayaklı, cinaslı mani gibi adlar verilir.
32.  Cinaslı manilerde aynı zamanda cinas sanatı vardır.

YARIM KAFİYE ÖRNEKLERİ
Hatırlar bir gün camı açtığını
Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu

Tutmak için koştum ay ışıklarına
Dağılıp karıştım ay ışıklarına

Hörü kızlar sürmelemiş gözünü
İlin aşiretin çeksin nazını
Kaldır perçemini görem yüzünü

Yürü bre Dadaloğlu’m yürü git
Dertli dertli Çukurova yolun tut
Bunda suçun varsa Hakk’a tövbe et


Hörü melek var mı senin soyunda
Kız nazarım kaldı usul boyunda
Kadir gecesinde bayram ayında
Üstüne gölge olan dallar öğünsün Karacaoğlan


TAM KAFİYE ÖRNEKLERİ:

Bizim mahalle de İstanbul’un kenarı demek,
Sokaklarında yürünmez ki yüzme bilmeyerek.

Şerefli kubbeler iklimi Marmara’yla Boğaz;
Üzerlerinde bulutsuz ve bitmeyen bir yaz.

Dedem koynunda yattıkça benimsin, ey güzel toprak!
Neler yapmış bu millet, tarihe bir sor bak.

Orhan zamanından kalma bir duvar,
Onunla bir yaşta ihtiyar çınar. A. H. Tanpınar

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.

Gurbet o kadar acı
Ki ne varsa içimde
Hepsi bana yabancı
Hepsi başka biçimde

Bir garip rüya rengiyle
Uyumuş gibi her şekil
Rüzgârdaki yaprak bile
Benim kadar hafif değil. Tanpınar

Zamanla nasıl değişiyor insan
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Yalandır kaygısız olduğum yalan Cahit Sıtkı

ZENGİN KAFİYE ÖRNEKLERİ:

Bir gün dedim ki istemem artık ne yer, ne yar
Çıktım sürekli gurbete gezdi diyar diyar

Bir zafer müjdesi burada her isim
Yekpare bir anda gün saat mevsim

İt, işte önünde kapım aralık
Oda bıraktığın gün kadar ılık

Bin bahçeli beldemizi yad ellere bıraktık
Gölgesinde barınacak tek ağacım yok artık

Türkü söyleyip bir kız sudan gelirdi
Sen misin içen sudan kalbim delirdi

Yıldızları eyledim temaşâ
Eş’âr ki Hâlık etmiş inşâ

TUNÇ KAFİYE ÖRNEKLERİ:

Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı

N’oldu sana yeşil panjurun indi
Karanlık akşamlara döndü ikindi

Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı
Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı

Sevdim seni can ü dilden işte
Olsan ne var Eşber’e enişte

Kimi solgun sarışın kimi ak kimi kara
Kiminin arkasından görünüyor Ankara

İlk sevgiye benzeyen ilk acı ilk ayrılık
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık
CİNASLI KAFİYE ÖRNEKLERİ:

Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç;
Bu son fasıldır, ey ömrüm, nasıl geçersen geç!

Kalem böyle çalınmıştır yazıma
Yazım kışıma uymaz, kışım yazıma

Hey oynayan yavrular,
Ağaçta kuş yavrular.
Âlemin derdi biter,
Benim derdim yavrular.

Hey Rıza! Kederin başından aşkın,
Bitip tükenmiyor elem-i aşkın. Rıza Tevfik

Mey ile mal-i yetimi ele almalı değil
Eğer almalı olursa meyi al malı değil


Almadan
Kokun aldım almadan
Bir de yüzün göreyim
Mevla canım almadan

Güle naz
Bülbül eyler güle naz
Girdim bir dost bağına
Ağlayan çok gülen az


Gül erken
Bilmem ki yaz mı gelmiş
Niçin açmış gül erken
Aklımı kayıp ettim
Nazlı yârim gülerken

Her nefeste eyledik yüz bin günah
Bir günaha etmedik hiçbir gün ah

Taze elinden gülü vermez misin?
Gül gibi yahut gülüvermez misin?